(Scroll down for English)
Bundan birkaç ay önce 5N 1K programında Cüneyt Özdemir “öteki medya”yı ele aldı. “İşte onlar, işte öteki medya!” gösterisi Cüneyt Özdemir’in öteki’ye güzellemeleri eşliğinde sunuldu. “Onlar ki…” güzellemeleri içerisinde Özdemir’in tanımladığı öteki medyanın üyeleri şunlar: Yeni Harman, Kaos GL, Amargi, Güney, Ateş Hırsızı, Siyahi ve diğerleri de büyük kitapçılarda görebileceğiniz en genel tabirle Türkiye’deki bilimum bağımsız anti-faşist dergiler. Araştırmacı gazetecimiz dalıyor fütursuzca ve korkusuzca ötekinin mekanına ve cok ilginç şeyler öğrenip geri dönüyor TV stüdyolarına. “Dergiyi çıkarmak için ceplerinden para harcıyorlar, derginin hazırlandığı yer aynı zamanda café gibi (ne ilginç), bakın burada “çay beşyüz tost birbucuk” yazıyor (vay canına), hmm demek tiraj yetmiyor üstünü siz cebinizden tamamlıyorsunuz (hala aklım almıyor), peki sizi kaç kişi okuyor, yani tiraj falan? 200 mü?” (ah sizi gidi inanmış sempatik kaybedenler sizi…)

Sonra Cüneyt Özdemir’in betimleyici sesi giriyor, kamera İstiklal’i adımlıyor. Beyoğlu’nun arka sokaklarında basıldığını ve dağıtıldığını söylüyor Özdemir bu öteki medya ürünlerinin ve hatta ekleyelim, dolunay gecelerinde o arka sokaklardan birer birer ortaya çıkar öteki medyanın bu gizemli yaratıkları… ve bi bira içmeye giderler mesela…
Belki de hoşlarına gidiyor ötekiyi böyle görmek, inandığı, tartıştığı, kavgasını verdiği şeylere ses olsun diye idealist bir inanç uğruna kültür üretenler sanki bir lokma bir hırka dervişler… “Peki sizi kimler okuyor?” Araştırmacı gazetecimiz bu tarikatın üyelerinin kimler olabileceğini gerçekten çok merak ediyor… Mesela İstiklal’de yürürken bu dergileri karıştıran bi uzaylı falan gördüyseniz sizin bu öteki ile imtihanınıza hak vereceğiz, fakat bu dergileri çıkaran en geniş tabirle anti-faşist okur/yazar kitle acaba hangi tarihte ve ne tür bir gerekçe ile ötekileştirildi? Troçkisti, marxisti, kürdü, lazı, gayi, travestisi, anarşisti, savaş karşıtı, feministi vesairesiyle kendilerini ifade edebilme alanları dergilere kadar indirgenmiş bir kitlenin öteki olması onların dergi başına ortalama bir kaç yüz kişilik tirajları mı? Olamaz çünkü Cüneyt Özdemir’in en azından bir rating manyağı olmadığı düşüncesindeyim. Sadece siyasi, etnik ya da cinsel kimlikleri mi? Eğer öyleyse, onları dergi çıkarma düzeyinde başka bir iletişim alanı bırakmayan hangi medya kanalları? Ya da ne tür ekonomik, politik, sosyal tabuların üzerinden geçiyor bu ötekiler?
Bourdieu “Televizyon Üzerine” isimli kitabında televizyonun belirlediği alanların zamanla kamuoyunda meşru olanın gösterildiği alana dönüştüğünü söyler, bunun için de bir örnek gösterelim aynı kitaptan: Günlük gelişmeleri değerlendiren biri solcu biri sağcı iki kişi sürekli günlük tartışma programlarında birbirlerini yerler. Biri emek, diğeri sermaye, biri insan hakları, diğeri güvenlik der… Sol da sağ da medya tarafından yapılmış tarifler üzerinden konuşur, çünkü “solun” da “sağın” da televizyondan aldığı maaş karşılığı bunu yapması gerekiyordur. Çünkü televizyon ekranı yine Bourdieu’ya göre “ben dedim oldu” alanıdır: “Bunu diyen kişi bir şeyler biliyor ki televizyona çıkartmışlardır, boşuna çıkarmazlar kimseyi televizyona…” Sonra bir de bakarsınız ki sizin sol dediğiniz şey ile ekranda sol denilen şey arasında pek alaka kalmamış. O zaman işte siz de beyaz ekranın size atfedeceği bilimum yakıştırmalara (terörist, bölücü, kendini bilmez vs gibi…) maruz kalabilirsiniz. Çünkü artık NTV’deki Emre Kongar’ın söylediklerine pek benzemiyor söyledikleriniz.
Ya da değişik tatlarda sizi betimleyebilirler. Mesela, CNNTürk`te “Afiş” isimli kültür-sanat programında program sunucusu Barışarock2005’de gördüğü ve “ilginç bir grup” olarak tanımladığı bir müzik grubunu tanıtıyor: “İsmi Siya Siyabend, grup elemanlarının isimleri ise Murat, Dede ve Santur.” Santur kim peki? İşte o ilginç insanlardan birinin ismi kültür-sanat programına göre… Fars diyarından bir enstrümanın ismini, gördüğü bu “ilginç” grubun elemanlarından birinin ismi olabileceği öngörüsüne kapılıyor programın yapımcıları. Peki bir sonraki programlarında “kültür-sanat programı olmamıza rağmen böyle bi hata yaptık, arkadaşınızı santur diye tanıttık” gibi bişey derler mi? Ne münasebet! Sen şükret dinlemeden haberini yaptıkları “öteki müziğin” bir dakikalık VTR’sinin lütfedilip hazırlandığına ve 5 saniyesinde o zamanlar cezaevinde olan vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın resminin görünmesine…
Hem boşuna çıkarırlar mı insanı televizyona, bi kere öncelikle televizyondakiler gibi konuşmanız gerekir: 30 saniye içinde derdinizi tane tane ve mümkünse vurucu ve kısa kelimelerle anlatabilmelisiniz. Yoksa yalansınız, zaman akar kamera döner, reklam girer, unutulur gidersiniz.
2005 Barışarock’la devam edelim: İki günde en az yüzbin kişinin giriş yaptığı Barışarock’taki onlarca “öteki standı” ve o standların önündeki kalabalığı hızlıca adımlayıp yemek ve tuvalet kuyruğunda takılan, pogo yapan gençleri sağlığa zararlı dansediyolar diye velilerine şikayet eden Star TV kameramanından sonra yine koca Barışarock alanında bula bula bi kartona “abaza hareket engellenemez” yazan 3-5 genci bulan ve bunlarla bir dakikalık röportaj yapan Show TV kameramanına geçince sanki belli mevzular üzerine haber yapmama konsesüsüne varan bir medya kütlesi ile karşılaşıyoruz yine. Eryaman’da travestilere karşı linçi bir basın açıklamasıyla protesto edeceğini açıklayan Pembe Hayat Derneği Flash TV kameramanın kibar serzenişiyle karşılaşıyor: “Ya şimdi ben geldim, masa başı açıklama çektim vallahi üzülüyorum, kullanamayacağım. Şöyle bi dahakine daha hareketli bir şeyler planlarsanız iyi olur.” 2005 senesinde “Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnisiyatifi” Mehmet’in cezaevinde işkenceye maruz kaldığını basına duyurmak için yaptığı onlarca basın açıklamasında bir ilgi göremeyince haber olabilmek için ATV binasının önüne getirdikleri oyuncak köpekleri ısırarak “insan köpeği ısırıyorsa haber olmalı!” eylemi yaparlar. Ortalıkta derhal beliren ATVli bir yetkili daha önce orduevinin önünde bile eylem yapmış gruba ordu tarafından gösterilen toleransı bile çok görür: “Lütfen derhal kesin bu eylemi, sizden görüp başka birileri de eylem yaparsa ne yaparız biz? Gazetecilik kutsal bir meslektir, siz bizim güvenliğimizi tehdit ediyorsunuz!” Şiddete ve silaha hayır diyen vicdani retçilerin birilerinin güvenliğini tehdit ettiğini iddia etme fikrini geçelim bi kalemde, ATV bu eylemden sonra kendisini daha da bir kutsadı: Bu eylemin sadece fotoğraflarını çeken kendi muhabirini “yoksa sen mi örgütledin bunları!” diyerek işten çıkarttı.
Şimdi Cüneyt Özdemir “öteki medya” derken neyi kastediyor olabilir? O entellektüel terimle “öteki beni besler, onunla olan ilişkim beni aydınlatır vırt zırt…” gibi bişey olabilir mesela. Fakat biz Özdemir’i beslerken “neden bizi ötekiliyosunuz” diye soramıyoruz en naifinden? Belki de Özdemir’i sevmemiz gerekiyor, eğer “böyle fıstık atsınlar bize, başımızı okşasınlar her ziyaretlerinde” diyorsanız…
Alper Şen – 2005
—
A few months ago, Cüneyt Özdemir discussed “other media” on the 5N 1K program. The “Here they are, the other media!” show was presented accompanied by Cüneyt Özdemir’s praises for the “other” media. Among the praises, Özdemir identified the members of the “other” media as follows: Yeni Harman, Kaos GL, Amargi, Güney, Ateş Hırsızı, Siyahi, and others, which are generally independent anti-fascist magazines that you can find in major bookstores across Turkey. Our investigative journalist dives fearlessly and boldly into the domain of the “other” and returns to TV studios having learned some interesting things. “They spend money from their own pockets to publish the magazine, the place where the magazine is prepared is also like a café (how interesting!), look, here it says ‘tea 5 lira, toast 15 lira’ (oh my!), hmm, so the circulation isn’t enough, you complete it from your own pocket (still I can’t understand!), so how many people read you, I mean, the circulation and stuff? 200 people?” (oh, you sympathetic losers…)
Then Cüneyt Özdemir’s descriptive voice comes in, the camera strides down Istiklal. Özdemir says that these “other” media products are printed and distributed in the back streets of Beyoğlu, and let’s add, they emerge one by one from those back streets on full moon nights, these mysterious creatures of the “other” media… And they go for a beer, for example… Perhaps they enjoy seeing the “other” like this, producing culture for the sake of an idealistic belief in what they believe in, argue about, and fight for, like dervishes who live poorly… “So, who reads you?” Our investigative journalist is really curious about who the members of this sect might be… For example, if you see an alien flipping through these magazines while walking down Istiklal, we will understand your trial with this “other,” but which media channels leave no other communication space for those who identify themselves, with their Trotskyists, Marxists, Kurds, Laz, gays, transvestites, anarchists, pacifists, feminists, etc., reduced to magazines? Is the “other” a few hundred people per magazine on average? It can’t be, because I think Cüneyt Özdemir is not at least a ratings maniac. Just political, ethnic, or sexual identities? If so, which media channels reduce them to the level of magazine publication? Or what kind of economic, political, social taboos do these “others” cross?
Bourdieu says in his book “On Television” that the areas defined by television gradually transform into the area where what is legitimate is shown to the public, and for this, let’s give an example from the same book: Two people evaluating daily events, one leftist and one rightist, constantly devour each other in daily debate programs. One talks about labor, the other about capital, one about human rights, the other about security… Both the left and the right speak based on definitions made by the media, because, according to Bourdieu, the television screen is an area of “I said, so it is” : “The person who says this must know something because they were brought to television, they don’t bring anyone to television for no reason…” Then you might find that what you call left and what is called left on the screen have little resemblance. Then you might be subject to various attributions (terrorist, separatist, disrespectful, etc.) from the white screen. Because now what you say doesn’t really resemble what Emre Kongar says on NTV. Or they can describe you in different tastes. For example, on the culture-art program “Afiş” on CNNTürk, the program host introduces a music group he saw at 2005 Rock for Peace Festival and describes them as “an interesting group”: “Their name is Siya Siyabend, and the names of the group members are Murat, Dede, and Santur.” Who is Santur? According to the culture-art program, the name of one of these interesting people… The producers of the program are led to the assumption that it could be the name of a musical instrument from the land of the Persians, by one of these “interesting” members of the group they saw. Will they say something like “we made a mistake by introducing your friend as Santur” in their next program? No way! You should be grateful that a one-minute VTR of the “other music” they prepared and the image of Mehmet Tarhan, a conscientious objector who was in prison at the time, appeared for 5 seconds…
And why would they bring someone to television for no reason? First of all, you need to speak like those on television: you must be able to explain your problem clearly and concisely within 30 seconds, preferably with striking and short words. Otherwise, you are a liar, time passes, the camera turns, commercials come in, and you are forgotten.

Let’s continue with 2005 Rock for Peace: After seeing the Star TV cameraman who complained to parents that young people were dancing dangerously at Rock for Peace, where at least a hundred thousand people entered in two days, went to eat and stand in line for the toilet, and where young people were pogoing, we encounter again a media mass that seems to have reached a consensus on not reporting on certain issues. The Pink Life Association, which announced that it would protest lynching against transvestites in Eryaman with a press release, faces the polite complaint of the Flash TV cameraman: “Now I came, I filmed the desk announcement, I am sorry, I can’t use it. If you plan something with action next time, it would be better.” The “Initiative for Solidarity with Mehmet Tarhan” makes a statement by bringing toy dogs to the front of the ATV building to announce that Mehmet was subjected to torture in prison, after not receiving any attention in their dozens of press releases made to announce it. When ATV saw that nobody cared about the event, they dismissed their own reporter who only took pictures of the event, saying “did you organize this?” Now let’s move on to why Cüneyt Özdemir might be referring to “other media” when he says that? Maybe with that intellectual term, it could be something like “the other nourishes me, my relationship with it enlightens me, blah blah blah…” But we can’t ask him, “Why are you othering us?” at least naively? Maybe we should love Özdemir, if you say, “let them throw some peanuts at us, stroke our heads every time they visit…”
Alper Şen – 2005