Bu notlar Ankara’da ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde farklı gerekçelerle kapatılan devlet hastanelerinin yok edilmeye çalışılan kurumsal hafızasına ve tıp kültürüne ait tanıklıkları Ankara Tabip Odası, Ankara Dişhekimleri Odası ve Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği’nin yapımcılığında ve Hastanemi Açın Platformu’nun katkılarıyla kaydederken derlendi. 25 yılda gittikçe artan seviyede yaşanan sağlıkta dönüşümün ve ticarileşmenin son halkası olan şehir hastanelerinin devasa beton bloklarıyla sembolleşen “yepyeni” sağlık anlayışını anlamak amacıyla yapılan sözlü tarih görüşmelerindeki anlatımlardan bu sözlük maddeleri oluşturuldu. Sözler ve izlenimler kişiseldir. Kurumları bağlamaz; ancak duyguları, düşünceleri, kolektif hafızamızı birbirine bağlar ve başka bir sağlık sistemine dair umudu dayanışmanın geçmişiyle canlı tutmayı amaçlar.
10 Ekim 2015: “Numune Hastanesi Acil Servisi Ankara’nın acil yükünü çeken servislerdendi. Bu hastanenin öneminin anlaşılması açısından söylüyorum. 10 Ekim 2015’teki Gar Patlaması sırasında hastaların tamamına yakını Numune Hastanesi’ne getirildi ve o zor zamanların altından Numune Hastanesi Acil Servisi kalktı. Gar buraya 200 metre yakında. Numune Hastanesi bu kadar yakın olmasaydı, mevcut kaybın yarısı kadar artardı. Tüm Numune Hastanesi çalışanları o konuda gerçekten çok büyük bir özveriyle mücadele etti ve onların sayesinde birçok insan kurtuldu.” M.A.
12 Eylül 1980: “12 Eylül 1980’de, sabahleyin bir gürültüyle uyandım. Televizyonu açtığımızda ihtilalin olduğu, sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, ama bir taraftan da bazı personelin görev başında olması gerektiği söyleniyordu, ki biz sağlıkçılar da bunlardan birisiydik. Mutlaka gitmem gerekti. Çünkü yaralı gelirse bizim görevimiz her koşulda hizmet etmekti. Arabama bindim. İlk kavşağa geldim, anında silahlar çevrildi etrafımda. Askerler geldi, sokağa çıkma yasağını hatırlattılar. Ben de kendilerine doktor olduğumu, Numune Hastanesi acilinde görevli olduğumu, göreve gitmem gerektiğini söyledim.”10 km’yi geçme. Camların açık olsun. Her taraftan bir şey çıkabilir, dikkat edin.” dedi. O dikkatle hastaneye kadar geldim. Hastaneye ulaştığımda benim gibi tüm arkadaşlarımın da benzer olayları yaşayarak hastaneye geldiğini gördüm.” Ö.C.
15 Sene: “Aslında şunu anlamış olduk. SSK’nın kapanması ve Sağlık Bakanlığı’na geçişi de bir son değilmiş, bir adımmış. Asıl mesele o hastanelerin hepsinin yıkılmasıymış ve mesela Etlik İhtisas Hastanesi’nin ömrü 15 sene sadece. 15 senede yıkılan bir bina orası. Hakikaten ziyan edilmiş bir binadır. Yanına bir başka hastane yapılabilirdi. Hayır, yıktılar. O dönemin tamamı kapatılacaktı, kapatıldı.” A.S.A.
18 Temmuz 1946: “1945 yılı dünya açısından önemli bir yıldır. Kapitalizm her zaman emekle çatışmasında ya da sürtüşmesinde kazanan taraf olmamıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında özellikle 1946’dan sonra emek güçleri 30-40 yıl her ülkede hakimiyet kurmuştur. Kazanımlarla dolu yıllardır. Bu yüzden de 18 Temmuz 1946, Ankara’da SSK’nın kuruluş tarihi olmuştur.” E.Y.
19 Şubat 2005: “SSK hastanelerine gelen işçiler ve işçi yakınları, kendilerini kendi hastanesinde tedavi ediyorlardı. Kendi primleriyle bu hastaneler yaratılmıştı. Bir gün bile çalışan işçinin, çalıştıran işverenin o hastanede hakkı vardı. Sağlıkta dönüşüm denilerek işçinin ve işverenin primleriyle kurulan SSK hastaneleri arazisiyle beraber 19 Şubat 2005 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na devredildi.” E.Y.
20 Milyar Dolar: “SSK 1947’de kurulmasından 1970’e kadar emekli vermemişti. 70’li yıllarda SSK’nın o günkü hesaplamalarına göre 20 milyar dolar parası devletteydi. Bu paralar devlet tarafından fabrikalarda kullanıldı ve SSK’ya geri ödenmedi. Daha sonra SSK, kendi işçilerine emekliliğinde vereceği parayı borçlanmak zorunda kaldı.” E.Y.
24 Ocak 1980: “Bizim tarih okumalarımızdan bildiğimiz, 1980’de 24 Ocak kararlarıyla başlayan neoliberalleşme süreci sağlıkta dönüşüm programını başlattı. Dolayısıyla şimdi 28 yaşında bir hekim olarak sağlıkta dönüşüm programının orta yerinden şahidiyim.” D.Y.
40 Dolar: “SSK hastanelerinde bir kişinin maliyeti 40 dolardı. Aynı yıllarda Emekli Sandığı’nın hem devlet hastanelerinden hem de dışarıdan hizmet aldığı sistemde bir kişinin maliyeti yıllık 160, 180 dolara gelirken SSK bunu 40 dolara en iyi hizmet kalitesinde yapıyordu.” E.Y
56 Dakika: “Bugün 112 Ambulansı’nın Etlik Şehir Hastanesi’nden ya da Bilkent Şehir Hastanesi’nden Mamak’a ulaşımı, telefon edildikten sonra 56 dakikaya kadar yükseldi. Halbuki bu bölgedeki hastanelerden ambulans gidebilirdi ve bu süre 15 dakikaya kadar düşebilirdi.” E.Y.
80 kilometre: “Acil servisin önünde kalp krizinden ölen hasta haberleri çıkmaya başladı. İzmir Şehir Hastanesi’nde oldu yakın zamanda. Bırakın normal poliklinik muayenesini, acil muayene sırası var orada. Çünkü sizi hafta sonları tek hastaneye, herkesin ulaşabileceği en yakın hastaneden ziyade en uzak noktalara yönlendirdiler. İzmir Şehir Hastanesi’ne buradan 80 kilometre uzaktayım. Kalp krizinde benim şehir hastanesine ulaşma sürem ne kadardır ki? En yakın Urla Devlet Hastanesi’ne giderim. Ama anjiyo yapılamaz orada.” R.E.
322 Milyar Euro: “Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 2023’ün Mayıs’ında giderayak bize çok önemli bir bilgi verdi. “Ben göreve geldiğimde şehir hastanelerinin bütçe yükü 322 milyar euroydu. Ben bunu 27,5 milyar euro’ya düşürdüm” dedi. Benim orijinal hesabımsa 81 milyar dolardı. “Nereden çıkardın 81 milyar doları?” diyerek bana kızıyorlardı. Şunu anlıyoruz ki 322 milyar Euro’ymuş. U.E.
1.000 Lira: “Vatandaş NATO Yolu’ndan Şehir Hastanesi’ne gitmeye çalışıyor. Dolmuş 40 lira. Şimdi iki dolmuş değiştirse 80 lira, bir kişi. Hasta yanında birini götürür mutlaka. İki kişi gidiyor, geliyor ve 320 lira sadece yola veriyor. Bir de işleri öğleden sonraya kaldığı zaman orada yemek yemesi gerekiyor. Yani 1.000 liraya bir gün hastaneye gitmiş oluyor. Asgari ücretli, emekli nasıl 1.000 lira versin hastaneye gitmek için?” M.A.
1.147 Yayın: “TÜBİTAK’ın verilerine göre 1981 ile 2006 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler içinde en çok bilimsel yayının yapıldığı kurum Ankara Numune Hastanesi’dir. 1.147 yayın ve %17,97’lik bir oranda. Sadece 1997’de 130 yurt dışı yayın yapılmış.” Ö.C.
20.000 Kişi: “Özel işletmelere, şirket hastanelerine belli hasta garantileri verildi. Dolayısıyla hastalar oraya gitmeye bir bakıma zorunlu hale getirildiler.İzmir Şehir Hastanesi’nde günlük gidip gelen insan sayısının yaklaşık 20.000 kişi olduğu söyleniyor. Bunun trafiğe bile getirdiği yük o bölgeyi felç etmiş durumda. Oraya gidip gelebilme meselesi bile ciddi bir trafik altyapısı gerektiriyor.” M.L.Ç
40.000 Adım: “Şehir hastaneleri biz hekimler için çalışma koşullarını kolaylaştırmayan, aslında biraz da zorlaştıran bir yapıda. Benim bir gece nöbetimde hastalara ulaşırken bile 40.000 adım atmamın gerektiği, sabah hastaneye girişte kendi kliniğime ulaşana kadar hastane içinde 20 dakika yürümek zorunda kaldığım bir klinikte çalıştım.” G.K.
53.000 İmza: “Onkoloji Hastanesi’nin kapanmaması için “Hastanemi Açın” Platformu ve 122 kurum hepimiz çalışmalar yürüttük. Arkadaşlarımla bu konuda gecemizi gündüzümüze kattık. Sadece yatma zamanı evimize girdik. Meclisin içinde basın açıklaması yaptık. 53.000 imza topladık. Sağlık Bakanlığı’na verdik. Sağlık Bakanlığı’na vermememiz için polisler bizi tartakladı. Ama biz mücadele ettik ve imzalarımızı Sağlık Bakanlığı’na bırakmış olduk.” A.G.
Adana Numune Hastanesi: “Adana Numune Hastanesi kapatıldığında 5 yıllık, 750 yataklı içindeki donanımıyla modern, yepyeni bir hastaneydi. Çünkü hastaların, hasta garantili şehir hastanelerine gitmeleri gerekiyordu. Bir yıl sonra kamuoyu baskısı ve verdiğimiz mücadeleyle Yüreğir Devlet Hastanesi’ni oraya taşıyarak kısmen sağlık hizmetlerini açtılar.” B.İ
Aile Hekimi: “C. Bey, sağlıklı olabilirsiniz ya da aile hekiminizden haberiniz olmayabilir. Ama sizin gibiler gelip bana muayene olmadığı için bu sene maaşımdan 42 bin lira kesinti yapıldı.” T. Y.
Akşam ve Gece Poliklinikleri: “Ben de birçok meslektaşım gibi ileride bu hizmet kamu hizmeti olarak vermeye devam ettiği takdirde hangi şartlar altında çalışacağımızı bilemiyorum. Bugünlerde akşam ve gece poliklinikleri konuşuluyor. Daha ne kadar emeğimizi ortaya koyarak geçinme çabası içinde kalacağız? Bu soru kafamızda bir soru işareti olarak duruyor hala. Hem geçim sıkıntısı yaşayan, hem de şifa dağıtan iki rol tek bir kişide birleşti ve bu da çok mantıklı durmuyor aslında.” G.K.
Albert Eckstein: “Albert Eckstein’ın modern pediatrinin kurucusu olduğu söylenir. Nazi döneminde 1933’ten sonra Almanya’da çalışması yasaklanan Eckstein, Refik Saydam tarafından çalışmalarını Numune Hastanesi’nde sürdürmesi için Türkiye’ye davet ediliyor. Albert Eckstein Anadolu’da 60 köyü ve 20 ili karış karış gezerek bir sağlık raporu hazırlıyor ve Refik Saydam’a sunuluyor. Bu rapordaki öneriler doğrultusunda çocuk ölümlerinde belirgin bir azalma görülüyor o dönemde.” Ö.C.
Anamnez: “Hekimlik öğretisinde hastaya dokunmak, muayene sırasında anamnez dediğimiz konuşma süreci çok önemsenir. Ancak MHRS sistemi ile gelen hastaya ayırabileceğiniz 5 dakikalık sürede bunu yapmanız neredeyse hiç mümkün değil.” G.G.K.
Ankara Suşu: “1970’lerde çiçek hastalığına karşı Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi’nde geliştirilen aşı, Ankara adını taşıyan en yaygın ve uluslararası bilinen suştur. 2022’de Orta ve Batı Afrika’da yayılan maymun çiçeği virüsüne karşı Dünya Sağlık Örgütü tarafından bu aşı tedavi amacıyla tekrar kullanılmıştır.” C.B.
Asimetrik Bilgilendirme: “MHRS sisteminde hastalar açısından asimetrik bilgilendirme var. Şehir Hastanesi’nde hekim seçme hakkımız var gibi görünse de aslında yok. O sadece yönetmelikte kalmış bir durum. Örneğin uzman doktora muayene olmak için gittiniz Şehir Hastanesi’ne, ama gittiğinizde orada uzman doktora değil o doktorun asistanına muayene olursunuz, çünkü uzman doktor o sırada farklı görevlerdedir ve sizin bunu bilme imkanınız yoktur.” E.K.E
Asosyallik: “Şehir Hastanelerinde sistemle ya da hastalarınla ilgili herhangi bir sorunun nasıl çözüleceğini ve neden böyle olduğunu çoğu zaman kimseyle konuşamıyorsun, tartışamıyorsun. Çünkü sistem seni asosyalliğe itiyor. Bütün gün çalış, hiç kimseyle konuşma, örgütlenme, sorgulama, bir an önce işini bitirip evine gitmeye bak.” G.G.Y.
Ata Soyer ve Fabrika Düzeni: “Türkiye için Şehir Hastaneleri modeli yeni bir model ve şu anda yaşayarak görüyoruz ki sağlık hizmeti üretimiyle, onun niteliğiyle, performans baskısıyla çok ciddi sorunlar doğuruyor. Bunu rahmetli Ata Soyer fabrika düzeni diye tanımlamıştır.” G.Y
AVM Hastane: “Şimdi şehir hastanelerine gidiyoruz, içerisi AVM gibi. Biz oraya canımızla cebelleşerek gidiyoruz, ama çevreden simit kokuları, et kokuları geliyor. Orada hele ki ekonomik durumunuz yoksa oralarda nasıl ve kaç gün yiyip içeceksiniz?” F.A.
Ayraç Dergisi: “Tıp fakültesinde okurken Hacettepe Tıp ve Ankara Tıp’taki öğrenciler olarak 2018 senesinde Ayraç isimli dergi çıkartmıştık düzenli olarak. Cebimizde öğrenci kartından başka ortak bir şeyler olsun mottosuyla çıkardığımız bir dergiydi. Bu dergiyi çıkardığımız zamanlarda Bilkent ve Etlik Şehir Hastanesi açılmamıştı ve derginin 4. sayısında Şehir Hastaneleri Dosyası yapmıştık. Bu şehir hastanelerinin belki ilk nesli biz olacaktık. Dolayısıyla bizi doğrudan ilgilendiren bir süreçti ve medyada dahi yüzeysel bilgiler vardı. O günlerde Hacettepe ve Ankara Tıp’taki bütün arkadaşlarımıza olabildiğince bu dergiyi yayarak konuştuk. Amacımız hem çalışan hekim mücadelesi ile biz gençleri bu Şehir Hastanesi mücadelesinde buluşturmamız ve gençlerin de bu mücadeleye katılmasıydı.” D.Y.
Başka Bir Sağlık Sistemi: “Başka bir sağlık sistemi” 2002’den bu yana süren sağlıkta dönüşümün çökmüşlüğü üzerine tanımladığımız bir şey. Başka bir sağlık sistemi aslında bu çökmüş sistemi toplumcu, kamucu bir bakış açısıyla, sağlıktaki bütün basamakları eğitimden başlayarak yeniden yapılandırmayı içeren bir tanımlamadır.” H.S.B.
Belediye Hastanesi: “Sıhhiye meydanının sağlıkla ilgili unutulan varlığından bile Ankaralı’nın artık haberdar olmadığı büyük bir Belediye Hastanesi vardı burada. Bu hastane de belediye hastaneleri arasında öncüdür. 2010 yılında, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı bir kararla Ankara Belediyesi Hastanesi Sağlık Bakanlığı’na devrediliyor. Bundan olumsuz etkilenenlerden birisi de Çankaya Belediyesi oldu. Çankaya Belediyesi’nin ciddi sayıda hekimi vardı. Hekimlerin belediye personeli olmaktan yaşadıkları mağduriyeti dengeleyebilmek için lojman ve benzeri sosyal hakları elde tutmaya çalıştık. Belediyenin 1. basamak sağlık hizmetlerini desteklemesi çalışmalarımızı ne yazık ki baltaladı o süreç.” B.T.
Beyaz Eylem: “1980’li yılların ikinci yarısında Tam Gün Yasası kalkmış, özlük haklarımızın bazıları ihtilalle birlikte kaybedilmişti. Doktorlar neler yapalım diye düşündüler. Sonunda “Beyaz Eylem” dediğimiz eylemleri yapmaya karar verdik. ATO’nun ve TTB’nin başkanlarından Selim Ölçer bu eylemlerin çoğunda birlikte yürüdüğümüz kardeşimdir. İlk eylemimizi, hastanede izin vermedikleri için Etlik Kasalar’da bir yürüyüşle yaptık. Daha sonra Numune Hastanesi bu eylemlerin merkezi oldu. Diğer hastanelerden gelen ekipler Numune Hastanesi’nin bahçesinde birleşir ve oradan Sağlık Bakanlığı’na yürüyüş yapardık. O yürüyüşlerimizde beyaz gömleklerimizi Sağlık Bakanlığı’nın önünde bırakırdık. 12 Eylül sonrası ilk eylemler, beyaz eylemlerimiz olmuştu.” Ö.C.
Bıçak Parası: “Bütün bu süreç, SSK’nın devri, şehir hastanelerinin yapılması sürecine koşut olarak müthiş bir özel hastane üretimine tanık olduk. O bıçak parası diye rahatsız olduğumuz paraların hepsi çok daha büyük miktarlarla özel hastanelerle sermayeye aktarıldı. Türkiye’ye şu söyleniyordu: “Bıçak parasından kurtulalım.” Evet, çok doğru kurtulalım. Ama geldiğimiz noktada hasta, bunun 50 -100 katı bıçak parasını özel hastanelerde hekime değil, sermayeye vermek zorunda kaldı. Yani paranın akacağı tarafı değiştirdiler.” A.S.A.
Bilkent Atatürk Hastanesi: “Bu hastane şimdiki Bilkent Şehir Hastanesi’nin hemen önünde, küçük bir bina olarak inşa edildi. Trafik Hastanesi bütün unsurlarıyla oraya geçti ve orada akademik faaliyetlerin iyi olduğu bir yeni alan oluştu. Çok sayıda asistanımız yetişti. Çok sayıda akademik yayın yapıldı. Ama tabii şehir hastanesinin kuruluşuyla birlikte, bir arkadaşımın dediği gibi bu hastane, şehir hastanesi kompleksinin müştemilati gibi kaldı. 10 yıllık bu hastane kapatıldı ve Sağlık Bakanlığı’nın hizmet binasına dönüştürüldü.” İ.C.
Bursa Şehir Hastanesi Metrosu: “Çok ilginçtir, Bursa Şehir Hastanesi’nin maliyetinin 400 milyon dolar olduğunu söylediler. Bursa Belediyesi oraya metro çalışmasını 600 milyon dolara yapıyor. Hastane ücretinden daha fazlasını hastaneye ulaşabilmek için ödüyoruz. Oysa kentin merkezinde o hastaneyi kapsayacak kadar kamu alanı vardı. Ancak çok merkezi yere hastane yapmak yerine stadyum yaptılar. Bu stadyum da yılda 20 kez kullanılıyor.” K.B.
Defansif Hekimlik: “Şu anda hekimlerin ve genel olarak sağlık çalışanlarının geleceğe dair yaşamsal kaygıları o kadar büyük ki… Artık örgütlenmeyi, meslekleri için veya halkın sağlık hakkı için bir şeyler yapmayı ayrıca bir risk olarak gördükleri için mesleğini icra ederken, yani tedavi sürecinde bile daha çekingen davranmaya yol açan bir sistemin içinde olduğumuz defansif hekimlik diye bir kavram ortaya çıktı.” G.B.G.
Demiryolları Hastanesi: “Annem Demiryolları Hastanesi’nde doğum yapıyor ve bahçeye atıyor göbeğimi. Bahçeye attığı için tabii, ben de burada hemşire olarak işe başlıyorum ve emekli oluncaya kadar 40 yıl bu hastaneye hizmet ediyorum.” G.B.
Dışkapı Ruhu: “Dışkapı Eğitim Araştırma Hastanesi’nde mesleki tatminimiz çok yüksekti. Sürekli tıp eğitimi, branşa ait eğitim vardı. Birbirimizin eksiğini tamamlıyorduk. Uyumlu bir klinik olarak Dışkapı’da zevkle çalıştık. Çünkü orada bir ruh vardı, “Dışkapı ruhu” deniliyordu. Hasta yararına, bütün hekimler birbirine danışarak, konsültasyon yaparak, liyazonlar oluşturarak, mesleki tatmini yüksek bir şekilde çalıştık. Çok verimliydi. Ağır, ciddi vakalar alıyorduk, iyi bir seviyeye getiriyorduk.” D.E.
Dışkapı’dan Sürülmek: “Dışkapı Hastanesi kapatılınca çoğu arkadaşım işten çıkarıldı. Çıkartılmayanlar da çok uzak yerlerde görevlendirildiler. Mamak’ta oturan ve Dışkapı Hastanesi’nde çalışan temizlik görevlisi arkadaşım şimdi Gölbaşı Hastanesi’ne gidiyor ve yola saat 6’da çıkıyor. Gölbaşı’na gidene kadar saat 7.30 oluyor ve hemen işbaşı yapıyor. Böyle zorluklar yaşadıklarını söylüyorlar. Yönetici kadroda tanıdıkları olmadıkları için daha zor işlere gitmek zorunda olduklarını anlatıyorlar. Tabii ki mecburen çalışmaları gerekiyor.” N.O.
Direnen Hafıza: “Şehir Hastaneleri için kapatılan bu hastaneleri bilmeyen, o hastanelerde çalışmayan genç hekimler var aramızda. Bu hastanelerde çalışmanın ne olduğunu hayal bile edemeyen hekimler var. Onlara ulaştırmaktı aslında bu belgeleri, videoları çekme amacımız. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya, pozisyon almaya teşvik etmeyi hedefledik. İnsan hikayeleri üzerinden izleyicilerle bağ kurmayı, duygusal bağ kurmasını sağlamaktı amacımız. Görünmeyeni görünür kılmaktı. Şehir hastaneleri inşa edilirken bir kent hafızası yıkıldı ama hafıza direnir. Bu belgesel o direnişin belgesidir.” K.O.
Distopya: “Öğrenciyken yine insanların kendini ifade edebildiği alanları oluyordu. Ama şehir hastanesinde buna dair hiçbir şey yok. Senin belli başlı iki tane seçeneğin var. Ya onlar gibi düşüneceksin, bulunduğun kliniklerde sorumlu ya da şef olursun. Ya da sürüneceksin. Başka bir alternatif üretme şansın yok. Önemli olan gelen komutları harfiyen uygulamak. Bir distopya gibi. Korkutucu olan kısmı da bu zaten.” K.D.
Dünya Bankası: “Sağlıkta dönüşüm 1990’larda başladı. Dünya Bankası inisiyatifiyle ve oradan gelen hibeyle başlayan bir süreçti. Bakanlık içinde büyük örgütlenmeler vardı ama koalisyon hükümetleriyle bunun gerekleri olan yasal değişiklikler yapılamadı. Sonunda hepimizin bildiği gibi AKP’nin iktidara gelmesiyle, tek parti iktidarı olduğu için Dünya Bankası’nın ve diğer ülkelerin yaptırımıyla yasal değişiklikler de gerçekleşti ve hükümetin de politikalarına uyduğu için bu dönüşüm hızla sistemimize hakim olmaya başladı.” G.E
Eksik İmtiyaz: “Şehir Hastanelerinde inşaat firmasının imtiyazı, ki eksik imtiyaz diye tanımlanabilir buradaki süreç, hastanenin sağlık hizmeti dışındaki tüm hizmetlerini alt taşeronlara istediği gibi taşere edebiliyor.” G.K.
Etlik İhtisas Hastanesi’nin Helikopter Pisti: “Etlik İhtisas Hastanesi’nde helikopter pistimiz vardı. 2008’de hava ambulansı başlamıştı. 2011’in sonlarında hastane kapatıldı. Yani 3 yıl bile hayatta kalmayan bir helikopter pistine bu kadar yatırım, bu kadar para… Sonuçta devletin parası, bizim paramız değil mi?” R.A.
Etlik Zübeyde Hanım Doğumevi: “Etlik’te yeşillikler içerisinde, çok güzel bir hastaneydi. Hastalarımız ve çalışanlar için çok güzellikleri olan bir hastaneydi. Hastaneye büyük bir sevinç ve amatör ruhla giderdik. Bu durum sağlıkta dönüşüm dediğimiz Sağlık Bakanlığı ve SSK hastanelerinin birleştirilmesi dönemine kadar devam etti. Performans sistemi yoktu o zamanlar. Performans sisteminin gelmesiyle birlikte bu ahenk bozuldu.” R.Ö.
EYT (Etlik’te Yaşa Takılanlar): “Şehir Hastaneleri 2022 yılının sonlarında açıldığında topluca Etlik Şehir Hastanesi’ne geçiş yapıldı ve Dışkapı Hastanesi’nin kapatılacağı söylendi. Daha sonra toplumdan görülen tepkiler üzerine ben de dahil bazı 60 yaş üzeri doktorlar tekrar Dışkapı Hastanesi’ne geri gönderildi. O zaman espri yapmıştım “EYT’liyiz” (Etlik’te Yaşa Takılanlar) diye. Genelde dönenler 60 yaş üstü doktorlardı, ama Dışkapı Hastanesi’nin de içi boşaltılmıştı. Bütün sarf malzemeleri, tıbbi cihazlar, her şey alınmıştı. Sadece sağlık ocağı merkezi gibi poliklinik yapacak şekilde bırakılmıştı.” N.Ö.
Finansman Projesi: “Bu hastaneler bir finansman projesi. İhaleye tabi olan şirketler açısından uluslararası finansman yüklenicisi bulmadan yapılamayacak projeler. Dolayısıyla aynı zamanda uzun vadede finansmanı sağlayan kuruluşun gelir garantisi bu projeler ve burada geri ödeme açısından da çok yüksek borçlanma söz konusuydu. Devlet borçlansa daha düşük faizle borçlanabilir. Şirket borçlandığı için daha yüksek faizle borçlanıyor ve devlet de bu sözleşmeler yoluyla şirketlerin ödemelerini garanti altına almış oluyor. Kuvvetli bir siyasi tercihin sonucudur nihayetinde.” Ö.E.
Genel Sağık Sigortası Yasası: “2008 yılının Ağustos aylarında GSS yasası dediğimiz, Sosyal Güvenlik yasası değiştirildi ve inanılmaz köklü değişiklikler yapıldı. Hem sağlıkla, hem de emeklilik alanında maaş bağlamadan oranlarından, sağlık sisteminin bu hale getirilmesine kadar bir dizi düzenleme o yasayla yapıldı. Bugün emekli maaşlarının bu derece düşük olmasının nedeni de bu yasadır.” S.Ö.
Gömleklere Çip Takmak: “Mersin Şehir Hastanesi’nde gömleklere çip takmaya kalktılar. Sonra da “Kıyafetler çamaşırhanede kaybolmasın diye yapıyoruz” dediler. Ama orada bir güvenlik çalışanı belirlenen mesafenin dışına çıktığı için onun işini sonlandırdılar.” Ö.E.
Gureba Hastanesi: “Numune Hastanesi’nin müthiş bir tarihi değeri var. Kuruluşu 1881. O tarihte Taş Pavyon adında bir bölümü yapılmış ve ismi Guraba Hastanesi. Gariplere, kimsesizlere bakan bir hastane. Sonra Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’da savaşta yaralananlara çok büyük hizmet veren bir yer orası. 1920 -1924 arasında Ankara Mülkiye Hastanesi olarak ismi geçiyor. 1924’te bir kanun çıkarılıyor ve Ankara Numune Hastanesi ismini alıyor.” İ.C.
Hakan Tosun: “Çevre sorunlarıyla ilgili haber yapan bir gazeteci arkadaşımız Hakan Tosun, gece vakti Esenyurt’ta, şehrin merkezindeki bir ilçede dövülerek öldürüldü. Ağır bir travma geçirdi ve şehrin dışındaki Çam Sakura Şehir Hastanesi’ne getirildi. Bu hastanede acil servise alındı. Ama acil servise alındıktan sonra durumun çok ağır olduğu anlaşıldı, konsültasyon yapıldı, tomografiler çekildi, her şey yapıldı ama, arkadaşımız için hemen bir yoğun bakım yatağı bulunamadı ve Hakan Tosun’u kaybettik. O kadar büyük bir hastane yapıyorsunuz, o kadar yoğun bakım yatağınız var diye anlatıyorsunuz, ama bunu şehre ve ulaşılabilir yerlere yaymanız gerekir.” O.K.
Hastane Kreşi: “Annem SSK Dışkapı Hastanesi’nde çalışıyordu. O zaman da kurumun çalışanlarının çocukları kurum kreşine gidebiliyordu. Benim de çocukluğumun çok önemli bir kısmı o kreşte ve hastanenin içinde geçti aslında. Bugün bir hekim olarak, bir kadın olarak dönüp baktığımda aslında o kreşin sadece öyle bir ortamdan ibaret olmadığını görüyorum. Ebeveynlerin, özellikle kadınların çalışma yaşamında kalabilmesini mümkün kılan bir eşitlik ve dayanışma ortamıydı.” G.B.G.
Hekimin Moral Yaralanması: “Çocukluğumuzdan beri aklımızda bir hekim profili var. Şifa dağıtan, özveriyle çalışan, tıp fakültesinde o özveriyle okumuş olan hekim. Öyle yetişiyor ama daha sonra içine düştüğü bu piyasacı sağlık sistemi, şehir hastaneleri, özel sektördeki durum ve çalışma koşulları sonucu kafasındaki değerlerle uyuşmayan bir ortamın içine sürükleniyor. Bu hekimin kendi içinde taşıdığı değerlerle, içinde yaşamak zorunda kaldığı ortam arasında açılan o makas hekimin moral yaralanmasına sebep oluyor.” B.İ.
Her Şeyin Başı Sağlık: “Şehir hastanelerine ödenen kiraları veya diğer bedelleri duydukça dudaklarımız uçukluyor. Hastanemi Açın Platformu’nda “Her şeyin başı sağlık”sloganı, bizim başlangıçtan beri kullandığımız ifadelerden biriydi. Her şeyin başı sağlık olsun, soygun olmasın.” Z.Y.
Hôtel-Dieu Hastanesi: “Tanrı’nın Evi anlamına geliyor. Kuruluş için 651 tarihi veriliyor. Neredeyse 1400 yıllık geçmişi olan bir hastaneden söz ediyoruz. Kuşkusuz yıllar içinde işlevlerinde dönüşümler olmuş, yıkılmış, yanmış, hep yeniden yapılmış ve sağlık hizmetleri sunmaya devam etmiş. Savaşlara, isyanlara veba salgınlarına, devrimlere tanıklık etmiş. Yeri Notre-Dame Katedrali’nin yanında, Seine Nehri’nin kıyısında. Sanırım arsa değeri pek yüksek. Kimsenin aklına burayı AVM ya da otel yapmak, hastaneyi de şehir dışına taşımak gelmiyor.” B.İ
Hygieia: “Hıfzıssıhha Müessesesi’nin girişinde Sağlık Tanrıçası Hygieia’nın heykelinin bulunduğu binada ülkemizin halk sağlığı uzmanları en iyi şekilde yetişmiştir. Burada yetişen halk sağlığı uzmanları ülkemizin il sağlık müdürleri ve müdür muavinleri olarak hizmet etmişlerdir.” C.B.
İlk Kalp Nakli ve Koroner Anjiyo: “Türkiye’de ilk kalp naklini Kemal Bayazıt Yüksek İhtisas’ta gerçekleştirdi. İlk koroner anjiyoyu Yüksek İhtisas’ta kurucusu olan Mehmet Özdemir yaptı. O hastanede biz insanlığı öğrendik. Hastalarımız için özveriyle çalışılır, tanıların en doğrusu orada konulurdu. Yüksek İhtisas’ın kapatılması benim içimi çok acıtıyor.” A.Ü.
Kalite Çemberi: “1998’de Zekai Tahir Burak Hastanesi’ne geldiğimde sağlıkta kalite uygulamaları, ISO 9001 belgesini alabilmek çok önemli bir hedefti. Bunu ilk defa burada görmüştüm ve o dönemki başhekim de bu konuda son derece geniş vizyonu olan bir başhekimimizdi. Çok kısa bir süre sonra “Kalite çemberlerine dahil edelim seni” dediler ve kabul ettim. Katıldığım toplantılarda meslektaşlarım, verdiğimiz hizmetin alanlara bölünmüş olarak nasıl daha iyileştirileceği ile ilgili fikir alışverişleri yapıyorlardı ve bu gerçekten de mesleğim açısından bir sağlık çalışanı olarak güzel bir şeydi.” B.E.
Kamu – Özel Ortaklığı / İşbirliği: “Şehir Hastanelerine “Kamu-özel ortaklığı” diyorlardı başlangıçta. Sonra benim katkımla da işbirliği olarak çevirdiler. Çünkü ortaklık olması için amaç fonksiyonunuzun aynısı olması lazım. Ben devletsem, en kaliteli sağlık hizmetini vatandaşıma kaliteli ve mümkünse bedava, değilse de çok ucuza sunmam gerekiyor. Özel ortaksa kar amacıyla çalışıyor. Onun derdi minimum maliyet ve maksimum fiyat. Dolayısıyla amaçlarımız bir değil.” U.E.
Kaybolan Hasta Arşivleri: “Yıllarca Dışkapı Hastanesi’nde takip edilmiş bir hastamız, artık orası olmadığı için, Bilkent Şehir Hastanesi’nin sisteminde bir epikrizi yok. Hasta için daha önce ne yapılmış, düşünülmüş, bu arşivler de yok olmuş. Bu hastanelerin bütün o kültürü, ekolü, bilgi birikimiyle birlikte aslında hastaların geçmişi, arşivleri de kaybolmuş durumda. O yüzden hastalar da kendilerini anlatamayacak durumdalar.” G.D.D.
Kent Merkezi: “Kent merkezini öldürmese de bayıltan şeylerden birisi, Sıhhiye’deki hastanelerin kapatılması oldu. Hastaneler geceleri uyumayan işlevlerdir. AVM’ler hangi saatte olursa olsun, kapanır. Restoranlar kapanır. Meyhaneler bile kapanır, ama hastaneler kapanmaz. Orası ayrıca insanların kolay gelip gideceği bir yerdir. Kent merkezlerinde sağlık kuruluşlarının olması, sadece aydınlık ve yaşayan, 24 saat hizmet sunan bir yer olması açısından değil, kolay erişim açısından da büyük önem taşıyor.” B.T.
Kışkırtılmış Sağlık ve İnşaat: “Kent merkezindeki hastanelerin işlevsiz kılınması, arsalarının değerlendirilmesi adına inşaat sektörünü esas alan her şeyin yapısının daha büyük, daha heybetli yapma üzerine ekonomi çarkını döndürmek isteyen bir ekonomi anlayışının ürünü olarak görülebilir şehir hastaneleri. Sağlık sektöründe ilaç ve tedavi hizmetleri nasıl kışkırtılıyorsa, inşaat sektöründe de aynı şekilde devasa hastaneler yapıyorsunuz.” B.T
Kolera Aşısı: “Refik Saydam Hıfzıssıhha Müessesesi’nde ürettiğimiz kolera aşılarının bir bölümü, 1937 yılında Çin kolera salgınına, daha sonra 1948 Kahire kolera salgınına Kızılay’ımız aracılığıyla gönderilmiştir.” C.B.
Konsültasyona Giderken Kaza Yapmak: “Ulus Devlet Hastanesi’nde konsültasyonlar çok rahattı. Yan odamda kulak burun boğaz uzmanı vardı. Birbirimizle, dakikalık iletişim halinde olabiliyorduk, Bir dakikada konsültasyon hallediliyordu. Şimdi, şehir hastanelerinde bir hekim, konsültasyona arabasıyla giderken kaza geçirmiş. Bir-iki dakikada konsültasyonun yapıldığı zamanlardan bu duruma geldik.” M.C.
Küçük Zararsız Tanılar: “Artık hekimler hastaya “sağlamsın” çok zor diyorlar. Çünkü eğer bu kısa süreli muayenede hastada bir bulguya ulaşamadıysa ve akabinde hastaya bir şey olursa, “Ben geldim, sen bana bir şeyin yok dedin. Ama bu hastalığım ortaya çıktı.” diyebilir hekime. Küçük, zararsız tanılar konuluyor bu yüzden.” M.C.
Makbul Vatandaş: “Şehir Hastanesi’nde kaybolmamak için başım öne eğik, sürekli yeşil, sarı, mavi çizgileri takip etmem gerekiyor. Sanki tam da iktidarın istediği makbul vatandaş gibi, devasa bir binada yolumu bulmaya çalışırken başım öne eğik… Bu duruma çok öfkelendiğimi anımsıyorum.” T.G.K.
Mavi Kod: “Mavi kod çalınca, yani hastanede acil bir durum olduğunda bir doktor ya da iki doktor hemen oraya gider, ilk müdahalesini yapar. Çalıştığım hastane dokuz katlı. Bazen mavi kod çalıyor. Eğer ki ben o gün nöbetçiysem, mavi kod 8. katta çalıyor. Ben -1. kattayım. Benim sadece o kata ulaşmam 10 dakika sürüyor. Merdivenleri koşarak çıksam yine yetişemem.” K.Y.
Mavi Yakalı İşçiler: “Hekimler de aslında artık günümüzde mavi yakalı işçiler oldular. Çünkü kendi çalışma yöntem sürelerini ve ritmlerini kendileri belirleyemiyorlar. Kazancınızın %70’ini performansla elde ettiğinizde, performansa dayalı kazancınız emekliliğinize yansımadığında, o süre baskısını siz daha fazla hissediyorsunuz ve bununla başa çıkmak çok zor oluyor. Bir kısır döngü yaşanıyor. Hekimler hastalandıklarında ve hasta bakamadıklarında performansları düşüyor, gelirleri azalıyor.” M.Y.M.
Mega Proje Literatürü: “Çalıştığım mega proje literatürü der ki, “Büyük projelerin %90’ı hatalıdır, iyi sonuç vermez.” Başarıdan beklentimiz şudur: Öngörülen bütçe içerisinde yapılacak, öngördüğünüz zamanda bitirilecek. Bir şeyi, dünyanın en büyüğünü ve ilk defa ben yapıyorum derseniz siz bu işi bilmiyorsunuz demektir. Bilmediğiniz bir işe soyunuyorsunuz.” U.E.
Memleket Hastanesi: “Bursa’da şehir hastanesi açıldıktan sonra merkezde olan bir hastane dışında bütün hastaneler kapandı. Göğüs hastalıkları Hastanesi, Kadın Doğum Hastanesi, hatta tarihi özelliği olan Memleket Hastanesi kapatıldı. Memleket Hastanesi binası hala duruyor, ne yapacaklarını bilmiyorlar.” G.E.
Muayene Fişi: “SSK Hastaneleri döneminde grev yapabiliyorduk. Eskiden polikliniklerde hastaların muayene fişleri vardı. Muayene fişlerini alan arkadaşımız iş bıraktığı zaman, biz de iş bırakmış olurduk ve böylece grev yapardık.” E.K.E.
Numuneli Olmak: “Son derece karmaşık, kalabalık ve son derece zor hastaların başvurduğu bir hastanedeki kadrodan biri olmak ilk başta insanı ürküten bir şey gibiydi ama her zaman çok kolaylaştırıcı yanları da vardı. Çünkü bir kere sahiplenme duygusu vardı Numuneli olma aidiyeti hala vardır bende ve hala o hastanenin önünden geçerken, en yakınını kaybetmiş birinin geriye dönüp onun yattığı yatağa bakması gibi hisler duyuyorum. Bu benim açımdan çok acıklı ve mümkün olduğu kadar geçmemeye çalışıyorum oradan. Bizim duygularımız, bozulan bu sağlık sisteminin arkasından ağlamak gibi. Bir binanın arkasından ağlamak değil.” N.U.
Numunespor: “Numune Hastanesi’nin bir spor kulübü de vardı. Bu spor kulübünün de bir dönem başkanlığını yaptım. Spor kulübümüz Ankara Amatör Futbol Ligi’nde birinci olunca Türkiye 3. Ligi’ne yükselme maçlarına katıldık. Kadın voleybol takımımız ise bugün için Sultanlar Ligi dediğimiz 1. Lige kadar çıktı. Sonra kulüp başka firmalara devredildi.” Ö.C.
Nitelikli Denetim: “Yatırım tahkimine gitmeden ve tazminat ödemeden şehir hastaneleri için imzalanan sözleşmelerden rahatlıkla kurtulabiliyoruz. Planlamacı Uğur Emek’e göre nitelikli denetimle bu mümkün. Kamu-özel ortaklığı modelinin iyi ve uygulanabilir bir model olduğunu söyleyen çevrelerin kendi içinden ürettiği bir yaklaşım bu. Bu ihaleyi alan şirketler, sözleşmeye ve sözleşmedeki taahhütlerine uyuyorlar mı? Hizmetleri sözleşmedeki kriterlere uygun yapıyorlar mı? Sözleşmelerde ceza puanları var. Belli sürelerle bu işlerin yapılmaması halinde uzayan sürelerle ilgili yaptırımlar var. Hastanede bir sorun çıkması halinde sözleşme feshi nasıl yapılıyor, ayrıntılı taslağı var. Dolayısıyla bu sözleşmelerin hem parçalanan hizmetlerin tek tek denetlenmesi, hem de bütününe dair bu sözleşmenin nasıl feshedilebilirliğine dair de mekanizma içinde tanımlı.” Ö.E.
“Onkoloji Hastanesini Kapatma” Platformu: “Hastanemi Açın” Platformu’nun çalışmaları sürerken sadece Onkoloji Hastanesi’ne yönelik “Onkoloji Hastanesini Kapatma” platformunu da kurduk. Şunu anladık ki, hangi görüşten olursa olsun eğer halkı arkanıza alırsanız, kendinize inanırsanız ve halkı inandırırsanız, yaparsanız. Bu platformun çalışmaları ülkenin zor zamanlarında bile umudumuzu tazeledi. Biliyorum ki inanan kişiler yan yana geldiğinde, 7/24 zihnini bu işe çalıştırdığında, bütün gücünü verdiğinde bir şekilde mücadele kazanılıyor. F.A.
Otopark: “Ulus Devlet Hastanesi Ana Binası SSK’nın ilk dispanseri olarak hizmet vermeye başladığı 1945-50’li yıllarda iki katlı, taş yapılı bir binaydı. Tamirat, tadilat bile yapılamazdı. Çünkü kültür ve tabiat varlıkları bakımından koruma altına alınmış bir binaydı. Düşünebiliyor musunuz, şimdi bu bina bile yerinde değil. Hastane binasının olduğu alan otopark olarak kullanılıyor.” A.A.
Özel Hastaneler: “Neden özel hastaneler devasa boyutlarda değil? Ankara’da şehir hastanesi gibi iki tane devasa özel hastane olsun, herkes oraya gitsin. Neden bu kadar büyük olmayan ve neredeyse tam teşekkülü özel hastaneleri her köşe başına yapıyoruz da, Ankara gibi Türkiye’nin cumhuriyetin başkentine iki tane, İzmir’e bir tane şehir hastanesi yapıyoruz? Neden özel hastaneler bu kadar kolay ulaşılabilir?” R.A.
Pandemi Dönemi: “Pandemi döneminde de büyük hastanelerde bulaş riskinin çok daha arttığı anlaşıldı. Pandemide ağır vakalar oldu, odanın havalandırma sisteminde o enfeksiyonun başka yerlere bulaşma riskinin çok arttığı söylendi. Biz de defalarca bunun haberini yaptık. Camı açıp odayı havalandıramadığımız bir binada oluyorsunuz şehir hastanelerinde.” S.Ö.
Protez Atölyesi: “Ankara Rehabilitasyon Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hastalar için protezin ve özellikle ortezin üretildiği bir atölye vardı. Atölyeye inip teknisyenlerle, ustalarla konuşup hastalara ortez yaptırırdık, denerdik. Protez atölyesini şimdi yeni hastanelerde görmüyoruz.” D.E.
Refik Saydam ve Hıfzısıhha: “Ben Hıfzısıhha’da çalışırken Refik Saydam’ın hokkalığı benim masamdaydı. Ben o hokkalığı emekli olurken, hocam halk sağlığı profesörü Fatih Kara’ya teslim ettim. O hokkalığı düzelterek masasına koydu. Kütüphanenin yanında Refik Saydam’ın sümen takımı, arkasında cübbesi vardı. Onlar yok, ama hokkalığını ben koruyabildim ve teslim ettim. Sadece bu kadarını söyleyeyim.” C.B.
Rekabet: “Bir hekim eğitimini şöyle alır. Bir hasta gelir bana, bu hastaya ben çok yakınımmış gibi bakmak zorundayım. O hasta çünkü ve hekim için kıymetlidir. Ne şikayeti var, onu dinlerim. 10 dakika vakit ayırırım, gerekirse 15 dakika, ilgilenirim o hastamla. Ama bunu yapma şansın yok. Bilkent Şehir Hastanesi’nde ulaşılması gereken bir sayı var. O sayının da bir rakibi var Ankara’da. O rakip de Etlik Şehir Hastanesi. Bilkent’in sayıları Etlik’in sayısını yakalamalı. Bilkent Etlik’i geçtiği zaman da bu sefer Etlik’tekiler diyecek ki “Bilkent bizi geçmiş, biz niye bu kadar bakamıyoruz arkadaşlar?” Bu aslında sonsuz bir beklenti. Bugün 50 X iş yap. Etlik 52 yapsın, sen 55 yap. Bu hep böyle artarak gider. 57, 60, 65, 70. Sürekli bir yarış içindesin, istatistik üreten büyük bir mekanizmadasın.” K.D
Rümeysa Berrin Şen: “Şehir hastanelerinin yol açtığı en büyük sıkıntı olan esnek çalışma saatlerinin sonuçlarından biri Rumeysa Berrin Şen arkadaşımızın vefatı oldu. Bilkent Şehir Kadın Doğum Hastanesi’nde 36 saatlik bir nöbetten sonra trafik kazası geçirerek vefat etti. Keşke 260.000 hekim şu an örgütlü olabilsek ve böyle arkadaşlarımızın vefat etmesi önlenebilse.” D.Y.
Sadakat: “Devlet hastaneleri kliniklerinde şef, şef yardımcısı ya da baş asistan olmak istiyorsanız bunlar birer sınava tabi idi. Sonra bu sınavlar maalesef kaldırıldı. Kaldırıldıkça liyakatten başka unsurlar, şimdi buna “sadakat” deniliyor, devreye girdi. Oysa daha önce bu tür görevlere gelen insanlar ciddi bir filtreden geçiyorlardı ve bu hakikaten çok yararlı oluyor idi.” İ.C.
Sağlık Turizmi: “Bu şehir hastanelerinin bir diğer gerekçesi de sağlık turizmi. Yani yurt dışında tedavi olmak isteyenleri Türkiye’ye, buradaki daha ucuz iş gücüyle dışarıdan bu parayı çekmek. Hastanelerin VIP kısımlarını da gezmiştim orada çalışırken. Hiç olmayacak şekilde hastanede her yer laminant kaplı. Hastanenin tıbben laminant kaplı olmaması gerekir. Her odanın içinde dört oda açılıyor. İçinde buzdolapları, yaşam alanları, televizyonlar var. Bir hasta odası değil de, bizim paramızı verip gidemeyeceğimiz fiyatlarda bir otelin hastane versiyonu gibiydi.” Ü.Y.Ö.
Sağlıkta Şiddet: “Şu anda hekimler kendi başlarına bir poliklinikte günde yüzlerce hastaya bakıyorlar ve hiçbir şekilde tatmin olmuyorlar. Aslında bilinçli bir şekilde bu hale getirildik. Bizi kendi içimizde yalnızlaştırıp hastayla baş başa bırakıp çaresiz duruma getirmeye çalışıyorlar. Sağlıkta şiddet mesela en basitinden bunun örneğidir. Tek başına çalışan bir hekim, özellikle kadın hekimler çok daha fazla şidddete, fiziksel olmasa da sıkça sözel şiddete maruz kalıyorlar.” N.E.
Sami Ulus ve Çocuk Hastanesi: “Beni Çocuk Hastanesi’ne tayin ettiler. Ulus’ta ara sokakta ev gibi küçücük bir binaydı. Ama 50-60 kişilik bir ekiptik ve başhekim de doktor Sami Ulus’tu. Orada ben hocayı tanıdım. Sonrasında bir yer belirlendi ve şimdiki hastanemiz oraya inşa edildi. Rahmetli Sami Ulus bizi alırdı, 5-10 doktorduk. Her sabah giderdik inşaat yerine ve aramızda konuşurduk “Nereye kadar yapıldı, inşaat büyüdü mü? Biz nerede oturacağız, nerede hasta bakacağız?” Zamanla binanın inşaatı bitti. Çok güzel bir binaydı ve biz oraya taşındık. N.Ü.
Sayıları Tedavi Etmek: “Artık hastanelerin çoğu zaten sadece hizmet üretiyor. Burada Sağlık Bakanlığı’nın istediği şey, sadece belirli sayıda hastanın gelip muayene olması ve belirlenen sayıda hastanın da ameliyat olması. Sadece sayıları konuşuyoruz. İşin niteliği hakkında hiçbir değerlendirme yok. Hiçbir bilgimiz yok. Bu nedenle aslında sadece sayıları tedavi ediyoruz, maalesef bu durum eğitime de çok etki eden bir süreç.” D.Y.
Sıhhiye: “Ankara Numune Hastanesi, Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Fizik Tedavi Hastanesi, Hıfzıssıhha Merkezi ve Sağlık Bakanlığı, bunların hepsi Ankara’da kent planlamasında Sıhhiye’yi oluşturuyordu. Sıhhiye ne demek? Sağlık hizmetlerinin verildiği merkez demek. Siz Sağlık Bakanlığı binasından çıkıyorsunuz, ki Cumhuriyetin sembolü tarihi binalardan bir tanesidir Sıhhiye’deki bina ve Bilkent Şehir Hastanesi’nin yanındaki dışı cam kaplı bir binaya kiraya çıkıyorsunuz.” B.İ.
SSK İlaç Fabrikası: “Herkes SSK hastanelerini ilaç kuyruklarından dolayı kötülerdi 1990’larda. Oysa SSK’nın ilaç fabrikası bile vardı. Düşünün ki jeopolitik konumdadır ilaç sektörü. Antibiyotiği siz üretirsiniz. Patent yasası da 2010’da çıktı. Devasa bir kartele, ulus ötesi şirketlere ilacından, cihazından, hastane sisteminin hizmet sunumuna kadar uluslararası yapılara para ödeyen bir ülke ekonomisi haline getirdiler sistemi. Yanılttılar bizi. “Bu kuyruklar çok” diyerek eczaneleri dışarıya çıkardık. Ama bu arada patent yasasını çıkardınız ve ilaç fabrikasını neden kapattınız?” R.A.
Şükrü Yusuf Sarıbaş: “Şimdi ben muayeneye hasta olarak gitmek durumunda kaldığım zaman, doktor olarak hissettiğim, şikayetin tam dinlenmeden tetkikler istenmesini bazen çok gerekli görmüyorum. Ankara Tıp Fakültesi’nde 1950’lerde hocamız Şükrü Yusuf Sarıbaş’tı. Derslerinde “Doktorun tansiyon aleti, dinleme aleti, stetoskopu, refleks çekici olacak, muayeneye bunlarla başlayın.” derdi. Doktorlar için, şimdi işinin çokluğundan belki de, tetkikleri önden istemek daha makul oluyor.” B.K.
Tam Gün Yasası: “1978’de çıkan Tam Gün Yasası’nın ufak tefek arızaları, yanlışlıkları düzeltilerek devam etseydi, bugün Türkiye’de sağlık sorununun kalmayacağını düşünüyorum. Bugünkü dönüşümlere, hiçbir şeye gerek kalmayacaktı. Maalesef, 1978’de çıkan bu yasa, 12 Eylül 1980 ile birlikte ortadan kaldırıldı.” Ö.C.
Tavşan: “Dışkapı SSK Acil’inde gece vakti kalabalığın içinde biri kucağında tavşanla bekliyordu. Tavşanı neden getirdiğini sorduğumda, “Tavşanım hasta, muayene eder misiniz?” dedi. “Tavşanın SSK’lı olduğunu düşünmüyorum. Onu devlet hastanesine götürmen gerekebilir” diyebilmiştim.” A.S.A.
Teletıp: “Etlik Şehir Hastanesi’nin içinde fizik tedavi rehabilitasyon hastanesi var. Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden yatalak felç hasta için bir konsültasyon istendiği zaman konsültan hekim o gün kalkıp oraya gidemiyor. Mesafeler uzak. Bilgisayarından o hastanın PA akciğer grafisine bakıyor ve notunu düşüp konsültasyonu kapatıyor. Yani aynı hastane içinde “teletıp” yapıyor. Oysa Dışkapı Hastanesi’nde altlı üstlü kliniklerde, uzman inip hastayla konuşurdu, asistanı, fizik tedavi uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı, hastayı tartışarak, hastanın başında sorununu çözerlerdi. Bu kadar büyük bir fark var arada.” D.E
Ticari Sır: Bilgi edinme hakkı kanunu kapsamında Şehir Hastaneleri’nde kaç kişinin çalıştığı ve ne kadar harcama yapıldığı sorulduğunda alınan cevap.
Triaj Sistemi: “Günlük 70 hasta muayene girişi yapılmış, her biri için sana 5’er dakika süre verilmiş. Sen ona biraz zaman ayırdığında öbürünün zamanından çalman gerekiyor. O yüzden triaj sistemine dönüşüyor muayenelerin: Tahlillerini ver ve git. Acil değilse önemli değil, sonra gelirsin! G.G.Y.
Truman Show: “Şu an Şehir Hastaneleri’nde otomasyon sistemiyle sağlık çalışanları olarak her hareketimizle izleniyoruz, Truman Show’un içindeyiz sanki.” E.K.E.
Tükenmişlik: “Sizin muayene ettiğiniz hasta sayısı bazen günde 90’a kadar çıkabiliyor. Bu durumda her hastaya ayırdığınız süre 10 dakikadan 5 dakikaya, 5 dakikadan 3 dakikaya düşüyor. İlk zamanlar bunları rahat yapıyorsunuz. Ama bunlar yıllar geçtikçe sizde bir tükenmişliğe sebep oluyor. Genç hekimlerde de umutsuzluğa sebep oluyor.” M.C.
Ulucanlar ve Göz Hastanesi: “Ulucanlar, Ankara’nın gecekondu semtlerinden biri, ama oraya bir hastanenin girmesi bölgenin yapısını değiştirdi. Çünkü oraya Ankara’nın her yerinden hastalar geldi. Devlet hastanesine çevrildiğinde de bu devam etti. Her gelir grubundan, mesela bürokratlar gelirdi tedavi için. Çünkü burası iyi hizmet veren, yüksek nitelikli ve özellikli ameliyatların yapıldığı bir yer olarak tanındı, kendini kabul ettirdi. Türkiye’nin her yerinden her gelir grubundan insanlar Ulucanlar’a gelmeye başladı. Bunun da Ulucanlar’ın sosyal yapısını etkilemiştir diye düşünüyorum.” A.H.K.
Yaşamın Fabrikalaşması: “Yaşamın kendisi fabrikalaşmış durumda ve o üretim – tüketim ilişkileri bir sürü yerde süregidiyor. O yüzden de hastanenin fabrikalaşması ve aynı zamanda da bir AVM, aynı zamanda da bir otel gibi davranıyor olması ve kurulduğu yeri tamamen dönüştüren bir yapılaşmaya dönüşmesi, o yüzden de yer seçiminde o mega strüktürü inşa edecek yerin etrafının bomboş olması ve sonra bu yöntemin yaygınlaşması Türkiye bağlamında 21. yüzyılda geldiğimiz bir nokta.” T.G.K.
Yatak Doluluk Garantisi İçin Hastane Kapatmak: “Şehir Hastaneleri ihalelerine karşı ilk davaları açtığımızda Sağlık Bakanlığı ihale dosyalarını üzerine gizli mührü bastığı için bize vermemişti. Şehir Hastaneleri için özel danışmanlık firmasına mütalaa veren hukuk hocasının önce danıştay üyesi yapıldığını, sonra da bizim davaların görüldüğü dairede hakimlik yapacağını öğrenince, hakimin reddedilmesiyle ilgili süreç ve belgeleri almakla ilgili süreç üst üste binince biz ilk elden 2011 yılının sonuna doğru şunları öğrenmiştik. Sağlık Bakanlığı bu ihalelerde firmaya %70’i yatak doluluk garantisi vermiş. Bu ihalelere izin verilirken yapılacak sağlık tesisindeki yatak sayısı kadar faaliyette olan devlet hastanelerindeki mevcut yatak sayılarını azaltmaya ya da kapatmaya izin verildiğinin belgesi alınmış oldu. Devlet hastanelerinin kapatılacağını biz o zaman anlamış ve öğrenmiş olduk.” Ö.E.
Yeşil Alan: “Bu kadar çok hastaneye başvuran ülke neredeyse yok. Bizim Numune Hastane’sinde, Yüksek İhtisas Hastanesi’nde böyle bir gücümüz vardı. “Sen acil hasta değilsin” deme kudretine sahiptir her hekim. Ama acil servislerde yeşil alan diye bir alan yaratıp, acil hizmetlerini bu kadar kötü hale getirmeye kimsenin hakkı yok. Ankara’da acil serviste beklerken kalp krizi geçiren bir hastayı kaybettik. Acil serviste kalp krizinden hastanın ölmesi, bence bu sistemin çöktüğü anın en önemli belirtisidir. Yılların acil hekimi olarak konuşuyorum.” N.U.
Yok Olmuş Bir Zamanı İzlemek: “Dışkapı SSK Hastanesi’nde çalışırken mahalledeki insanlarla tanışırdık. Hastanenin etrafındaki insanlar geldiğinde “Yine bizim hasta geldi” diyebilirdik ya da hastaların birçoğuyla bir ilişkimiz olurdu. Kent kültürünün bir parçasıydı oradaki hastalarla hastane çalışanları arasındaki iletişim. Ama yaşanan kentsel dönüşüm sonucunda en kolay ulaşılan yerlere hastane değil de AVM yapmak daha önemli hale geldi. Hastaneye nasıl olsa hepimiz bir şekilde gitmek zorundayız. Şimdi hastanenin yıkılmış ve inşaat haline dönüşümüş yerini gördüğümde yok olmuş bir zamanı izliyormuşum gibi geliyor.”A.G.
Zübeyde Hanım Konukevi: “Bu konukevinde onkoloji hastalarına bu hizmeti devam ettirdiğimiz için çok mutluyuz. Büyük mücadele verdik Onkoloji Hastanesi kapatılmasın diye. Çünkü tedavisi çok uzun süren hastalar var. Onkoloji Hastanesi’nde 20 yıldır tedavi gören hastalar var. Şimdi bu hastayı Bilkent Şehir Hastanesi’ne göndermek büyük sorunlara neden olabilir. Buradan Onkoloji Hastanesi’ne 12 dakika yürüme mesafesindeyiz. Hasta bir insan da 20, 21 dakikada yürüyor bu yolu. Zannediyorum taksi 150 lira tutuyor. Bu parayı veremeyecek vatandaşlarımız var şu anda burada. Bir mücadele kazandık gibi görümüyorum burada bir yandan da. İnsanların sağlıklı olmasına fayda sağlamaktı amacımız.” M.T.
